|
Bölgedeki ilk yerleşim
MÖ 4 bin yılına kadar uzanıyor. Eski ve orta tunç çağlarını yaşayan bölge
MÖ 15. yüzyılda Hitit etkisine girmiş MÖ 1200 lü yıllarda bölgeye gelen
Frigler
Eskişehir civarında güçlü bir krallık kurmuşlardır.
Ancak MÖ 8. yüzyılda da Anadolu'da önemli bir güç haline gelen
Lidyalıların baskısı ve arka arkaya gerçekleşen Asur akınları ile güçsüzleşen
Frig krallığı Kafkaslardan gelen Kimmerlerin istilası üzerine yıkılmıştır. Bölge
MÖ 546 da Pers istilasına dek Lidya egemenliği altında kalmıştır.MÖ 331 de
Makedonya kralı Büyük İskender'in istilası ile başlayan
Helenistik krallıklar döneminde
MÖ 3 yüzyılda da Galatlar bölgeye yerleşmişler ve batı
Anadolu'da güçlü bir iktidara sahip olan Bergama krallığı ile çatışmışlardır.MÖ 189 da
Bergama krallığı'nın vasiyet yolu ile Roma'ya devrinden sonra Anadolu'da
Roma egemenliği başlamıştır. Seyitgazi "Nacolea"
adı ile Roma - Bizans döneminde önemli bir karakol haline
gelmiştir. MS 395 ten sonra doğu Roma
(Bizans) elinde kalan yörede birçok Bizans kenti kurulmuştur. O
dönemde “Roma Conventus listelerinde Nacolea'nın adı geçmektedir. Yönetsel
bir örgütlenme olan 'Conventus'lara bölünme zamanla unutulmuş, kentler vergi
toplayan bir vergi memuruna bağlı olan birliklere bağlanmışlardır. Nacolea
da böyle bir birliğin başında bulunmuş ve burada "Exactor Reipublicae
Nacoliensium" adını alan yüksek bir vergi memuru oturmuştur. 2.yüzyılın
ortasında Kayzer T. Aelius Antoninus zamanında bu görevi T. Aelius Niger
yapmaktadır. Adı Docimion mermerinden
büyük bir blok üzerindeki bir yazıtta geçmektedir. Onun sülalesinden P. Aelius Claudianus Niger de daha sonra bu
görevi yürütmüştür. Seyitgazi'de bulunan iki yazıtta vatandaşlarının,
yaptığı işler dolayısıyla kendisine teşekkür ettiği yazılıdır. Bu, onun çok
sevildiğinin bir kanıtı olarak görülmekte, aynı zamanda çevresinin genişliği
hakkında da bir kanıt oluşturmaktadır. Yazıtlarda "Prymnessos" kalesinin de
sözü edilmektedir. Nacolea, Orkistos ve Midas gibi eski Frigya'nın önemli
merkezlerinden daha çok önem kazanmış ve Orkistos (bugünkü Alikel ya da
Alikyan yaylası) Nacolea tarafından vergiye bağlanmıştır. Orkistos, orada
bulunan bir yazıta göre, Küçük Asya ticaretinde önemli bir yer tutmaktadır
ve dört ticaret yolunun üstünde bulunmaktadır. Ancak, daha sonra Pessinus ve
Orkistos'tan geçip Midas kentine varan Gordion ordu yolu önemini
kaybetmiştir. Baş ticaret yolu Dorylaion'dan Nacolea'ya geçip, oradan iki
değişik koldan güneyde Apameia (Dinar) ve Akdeniz'e ulaşmıştır. Yukarıda
değindiğimiz gibi, Nacolea'nın önem kazanması ve eski ünlü kent Orkistos'un
vergiye bağlanması ile bu iki kent arasında pek çok anlaşmazlık olduğunu
tarih kaynaklarından anlıyoruz. Nacolea bu yükselme çağında sınırlarını
güneyde Amorium (Emirdağ) ve doğuda Galatia sınırına kadar genişletmiştir.
Ancak, Orkistos'la aralarındaki anlaşmazlık ve kıskançlığı önlemek amacıyla
daha sonra 331'de Orkistos da "Civitas" (site) düzeyine yükseltilmiştir.
Diocletian zamanında, Roma İmparatorluğu yeniden örgütlendiği sırada Frigya
iki büyük bölgeye ayrılmıştır: "Phrygia Prima" ve "Phrygia Secunda". Bu
bölgelere 4.yüzyıldan itibaren de "Phrygia Pacotina" ve "Phrygia Salutaris"
adları verilmiştir.* Nacolea da "Phrygia Salutaris" içindedir. Nacolea'da
bu çağda bir efeb (on sekiz yirmi yaş arasında delikanlılar okulu) vardır.
-Phrygia Prima: Birinci Frigya (Batı taraf)
-Phrygia Secunda: İkinci Frigya (Doğu taraf)
-Phrygia Pacatina: Barıştırılmış Frigya
-Phrygia Salutoris: Sağlıklı Frigya YN.
Kentin tanrıları, Herakles, Kibele, Zeus Bronton, Artemis tanrı ve
tanrıçalarıdır. Nacolea Roma döneminde sürekli yükselmesiyle yörede önemli
bir rol oynamış, kent isyanına da sahne olmuştur. Hıristiyanlık ve mezhep
ayrılıkları çatışmalarda önemli yer tutmuştur. Tarihçiler Roma İmparatoru Julian Apostata' (Dönme İulianus)un 361'de Pers seferine çıkmak üzere
Antiocheia (Antakya)'ya giderken Nacolea'da bir süre kaldığından da söz
ederler. 366'da, Kayzer Valens'e karşı isyan eden Procopius da bu kent
yakınında yakalanır ve öldürülür. Arcadius zamanında (395-408) ise Nacolea'daki Tribigild kumandasındaki Got garnizonu karışıklıklar çıkarır
ve Nacolea'yı eline geçirir. İmparatorluğun ikiye ayrılışıyla (395)
Bizans toprakları içinde kalan Nacolea, aynı adla anılmaya devam etmiş,
kalesi de onarılmıştır. Mesih kalesi olarak da tanınan bu yer çevresinde,
Arapların Anadolu seferleri nedeniyle Bizanslılarla İslâm orduları arasında
uzun süreli savaşlar olmuştur (718-740). M.S.
740 yıllarında bölgeye yapılan Arap akınları sırasında
İslam kahramanlarından Seyyid Battal Gazi şehit olmuştur Nacolea'nın bu dönemiyle ilgili
olarak da Karl Wulzinger şunları yazmaktadır:"Eski tanrıların düşüşüyle
koşut olarak Nacolea nın da itibarı düşmüş ve nüfuzu azalmıştır. Tarihi
kayıtlara göre o dönemde Symnada [Afyon/Şuhut] büyük şehrinin idaresi altına
girmiş, sekizinci yüzyılın sonlarına doğru ise yeniden metropolis [büyükşehir]
unvanını almıştır. O dönemde Nacolea bir piskopos'un [gözetmen, yöredeki
kiliselerin önderi ] makam yeriydi. M.S. 362 dolaylarında ise şehrin
öneminin daha da arttığı anlaşılmaktadır. Çünkü o yılla ilgili bir kayda
göre Achaillas adlı bir kişi Nacolea'da başpiskoposluk [baş gözetmen,
piskopos'un üst makamı N.] görevine getirilmiştir. Nacolea şehrine ait iki
piskopos'un daha isimlerini kilise toplantılarının kayıtlarında görüyoruz.
Bunlardan Basilius adlı piskopos Chalcedon [İstanbul/Kadıköy] toplantısına
katılmış (M.S. 451), Photius adlı piskopos ise Konstantinopolis [İstanbul]
toplantısında Nacolea'yı temsil etmiştir. Nacolea'da doğmuş olan Theodotus
adlı kişi ise hem kentte piskoposluk yapmış, hem de çok büyük itibar taşıyan
Konstantinopolis [İstanbul] patriarchlık
(Ortodoks
kilisesinin en üst makamı) patriklik makamına getirilmiştir. Hem Theodotus'un, hem de
Nacolea'da piskoposluk yapmış Constantin'in birer
gayretli ikonoklast olduklarını da tarihi kayıtlardan öğreniyoruz. IX. yüzyıldan sonra ise Nacolea adına artık rastlamıyoruz. Savaşçı
Selçuklular, Süleyman adlı komutanın yönetimi altında inanılmaz bir hızla
Bizans İmparatorluğu eyaletlerine girerek 1074'de Frigya'nın batı
sınırlarına kadar ilerlemişlerdir. Dahası, 1084'de İkonium [Konya],
Selçuklu'lar devletinin Rum eyaletindeki yerleşme merkezi olmuştur. Bu
dönemde Nacolea da Danışmentliler ile Selçuklu boyları tarafından
fethedilmiştir. Evliya [Çelebi] bu olayın tarihini H.476 (M.S. 1083-1084)
olarak belirtmiştir. Şehir, fetih olayından dolayı çok zarar görmüş ve
önemini tamamen yitirmiştir. Tüm Haçlı seferlerinin buradan geçtiği
söylenemezse de I Haçlı Seferi'nde Dorlaeum [Eskişehir] savaşından sonra
Haçlı orduları büyük bir olasılıkla harabe haline gelmiş ve terkedilmiş
Nacolea'dan geçmişlerdir. Müslüman egemenliği altına giren şehrin yeniden
harabelerden dirildiğini ve Seyitgazi adını alarak tarihi görkemine
kavuştuğunu dolu Dresden [Almanya'da bir şehir] nüshasından öğreniyoruz.
Her ne kadar Fleischer adlı araştırmacı haksız bir anlatımla buranın
tarih bilimi bakımından hiçbir değeri olmadığını savunmuşsa da olaylar onu
doğrulamamaktadır." Selçukluların Anadolu'ya yayılmasıyla önce 70-80
ailelik bir Türkmen aşireti buraya yerleştirilmiş ve burası da "TÜRKMEN
KÖYÜ" olarak kayıtlara geçmiştir. Seyyid Battal Gazi'nin mezarının Ümmühan
Hatun tarafından buldurularak bugünkü türbe ve mescidin yaptırılmasından
sonra ise köy, SEYİTGAZİ adını almıştır (1207-1208). 11 yüzyılda Anadolu'ya
yayılmaya başlayan Selçuklu Türkleri 1182 de bölgede egemen
olmuşlardır.Beylikler döneminde Osmanlı ve Karamanoğulları denetiminde olan Seyitgazi 1.Murat zamanında son kez
Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı Devleti'nin
sınırları içine 1336'da alınan Seyitgazi'ye yeni yerleşimler devam etmiş,
adı da giderek yaygınlaşmıştır. İstanbul-Bağdat-Hicaz yolu üzerindeki
başlıca konaklama (menzil) yerlerinden biri olan Seyitgazi'nin, Osmanlılar
döneminde önemi daha da artmış, II. Bayezid zamanında ise külliye'ye yeni
ekler yapılarak devamlı bakıma alınmıştır. Bu dönem yerleşimleriyle ilgili
olarak Halime Doğru şunları yazmaktadır: "Seyitgazi, öteki kazalara oranla
sipahi yeri olarak küçük bir kazadır. Kanuni
Sultan Süleyman 1533 - 1536 Irak Seferine giderken ordu
Seyitgazi’de konaklar ve Matrakçı Nasuh, Seyitgazi’nın
minyatürünü resmeder. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde
(17. yüzyıl ortaları) Seyitgazi hakkında şu bilgiler geçer:
‘Burada Seyyid Battal Gazi de gömülüdür. Rum harblerinde
şehit olmuştur... Hacı Bektaş Veli’nin onayı ile bin adet
ev halkı iskan edilerek, büyütülmüştür... Kanuni devrinde burada bulunan 8 köy,
12 konar göçer, 1 yerleşik aşiretin toplam 41.069 akçe hasılı vardı. II.Selim
zamanında köy sayısı 13'e çıkmış, konar göçer cemaat sayısı da 617 olmuştur.
Cemaat-ı-yürükan-ı Eyne Hoca'nın her iki tarihte de yerleşik olduğu
görülmektedir. 1571 yılında ise Seyitgazi kazasının 39176 akçelik hasılının
25.900 akçesi Anadolu kadı askerinin zeametine ilave edilmiştir. Geri kalanlar
da Seyitgazi sipahisine bırakılmıştır. 1530'da 480 olan konar göçerlerin
hane sayısı II.Selim zamanında 1008'e yükselmiştir. Buna rağmen hasılda bir
düşüş olmuştur (39176 akçe). Daha önce de belirtildiği gibi Otarlu, Hassanlu,
Kara İlyaslı dışında kışlağa tekrar gelen cemaat olmamıştır. Yürük cemaati
olan Eyne Hoca ise Kanuni devrinden beri yerleşik hayata geçmiştir. Fakat
aşiretler arasında yazıldığına bakılırsa henüz yerleşik köy olarak
görülmüyordu. Seyitgazi yöresi daha Selçuklular zamanından beri konar
göçerlerin geldiği bir coğrafi bölge idi. Seyitgazi'nin yakınında bulunan
Sancak* ve Selçuk köyleri bu dönemde gelip yerleşen, aynı adı taşıyan
cemaatler tarafından kurulmuş olan yerleşim birimleridir. 1530'da II.Selim'in
padişahlığı zamanında Seyitgazi'de konaklayan Hassanlular, Dulkadir
oymaklarına bağlı bir cemaatti, XVI. Yüzyılın sonunda Seyitgazi'ye gelen
kalabalık (89 hane). Karakeçililerle ortak hareket eden bu cemaat, XIX.
Yüzyılda Eskişehir civarına iskân edilmiştir. Seyitgazi'de yaylayan en
kalabalık oymak ise Mamalı Türkmen oymağı ve ona bağlı cemaatlerdi. Bunlar
Kızılöz, Gölüler, Yoralıca ve Gödeler cemaatleri idi. Ömerli cemaati ise Boz
uluslu Türkmenlerine bağlı idi. 1530'da Seyitgazi'de kaza geliri:
Cemaat 12
Kurra 8
Mezaria 1
Hane 504
Mücerret 20
Sipahi ve Sipahizade24
Derbentçi 8
HASIL 41.069 akçedir
*Sancak adı günümüzde Seyitgazi yakınındaki "Sancar" köyünün adını
çağrıştırmaktadır. YN.7 XVI. yüzyılın ilk yarısında yaklaşık 15 bin nüfuslu
bir kaza merkezi olan Seyitgazi'ye, Padişah IV. Murat'ın Revan seferi
sırasında bir de kervansaray yaptırılmıştır (1635). XVII. yüzyıl boyunca
adından pek söz edilmeyen Seyitgazi, zamanla sönükleşmiş, 1892'de tekrar
nahiye yapılmıştır.” Karl Wulzinger'in anılarında ise Seyitgazi'den şöyle
söz edilmektedir: "Eski zamanlarda Dorylaeum adını taşıyan Eskişehir'de şu
anda İstanbul'dan gelen demiryolu ikiye ayrılır. Bunlardan kuzey hattı
Ankara'ya, güney hattı ise Konya üzerinden uzaklardaki Bağdat'a gider. Eski
kervan yolu ise onların arasından ağaçsız bir yüksek ovadan geçerek güneye
Seyitgazi'ye iner. Kışın geçit vermeyen bu 40 km'lik yol, elverişli hava
koşullarında güçlü atların çektiği arabalarla eğer yük de fazla ağır değilse
yaklaşık 8 saatte katedilir. Yolun sonuna doğru Seyit Suyu'nun geniş
deresiyle karşılaşılır. Bu geniş vadinin eski zamanlardaki adı Parthenais
ovasıdır. Güneydeki tepelerden ufak bir çay, virajlarla kıvrılarak gelir. Bu
akarsuyun kaynaklandığı kara ormanlı dağlar arasında Friglerin eski ünlü
nekropollerinin bulunduğu bilinmektedir. Seyit Suyu ovada sıralanmış
söğütler arasından ağır ağır akarak kuzeydeki geniş bozkıra ulaşır.
Seyitgazi kasabası da vadinin batı yamacındaki tenha ve kaygan bir derenin
ağzında ünlü külliye tepesinin eteğinde kurulmuştur. Külliyenin ince şirin
bacaları ve kulecikleri göğe yükselirken güneşin ışığı küçüklü büyüklü
kubbelerde oynaşır ve külliyenin aşağı yukarı penceresiz kara duvarları
gizemli bir duruşla doğaya direnir gibidir. Kasaba 500 haneli yerleşimiyle
uzaktan oldukça kalabalık görünürse de yakına gelindiğinde yapılarının
yaklaşık üçte birinin harabe ve köhne olduğu görülür. Kasabanın bugünkü
önemi ise yörenin pazarı olmasından kaynaklanmaktadır. Burada buğday, arpa
ve tiftik gibi çevre ürünlerinin ticareti yapılmaktadır. Kasaba bir müdürün
makamıdır ve Hüdâvendigar (Bursa) eyaletine bağlıdır. Kanuni Sultan Süleyman
zamanından kalma eski bir hamam ve cami ile yarı harabe olmuş han ve yeni
kışla binası hariç, tüm evler kerpiç yapılardır. Yine de sütbeyaz
badanalarıyla görünüşleri hoştur. Kasabanın her köşesinde eski çağın
kalıntılarına rastlanır. Yeni askeri binanın temel atma işleminde de birçok
sütun8 parçası, yazıtlar ve eski çağa ait çeşitli kalıntılar bulunmuştur.
Bir Osmanlı Albayı bunları bana anlattı. O arada bıyık altından gülüşüyle de
bu buluntuların hemen imha edilmesini emrettiğini de söyledi. Bunun
gerçekten öyle olduğunu biz de gördük ama, bir nöbetçi asker kalıntıları
daha fazla incelememize mani oldu. Eski çağın Nacolea sı herhalde şimdiki
Seyitgazi kasabasının olduğu yerdeydi. Helenizm, Roma ve Bizans dönemine
ait şehir, öyle görülüyor ki 3-4 metre yüksekliğindeki yıkıntıların altında
olsa gerek. Yan deresinin doğu yönünde bulunan dik ve kayalıklı yamacın
tepelerinde de harabeler olduğunu duyduk. Batı yamaçlar daha az diktir ve
yüksekliğinin yarısında külliye yer alır. Onun arkasında bir tepe daha
yükselir. Bu tepede ve etrafındaki yamaçlarda Nacolea'nın eski nekropolü
(mezarlık) uzanır. Yıkıntılar çok sayıda yazıt, sütun parçaları ve
süslemelerle doludur. Kasabanın güneyindeki yan derenin sonunda da alçak ama
dik bir tepe daha vardır. A.D. Mordtmann burayı Akropolis [tepedeki şehir]
olarak adlandırmıştır. Yerliler ise ona kale demektedirler. Seyyid Battal
Gazi destanında adı geçen Kale-i Masîhijje'nin yeri burasıdır. Yapılacak
kazılarda eski Nacolea'nın ve onun Akropol'ün boyutları saptanabilir. Ama
altın arayan birçok yerli defineci şimdiden her yeri gelişigüzel
kazmaktadır. Evliya Çelebi ünlü seyahatnamesinde tekkede 200 kadar müridin
yaşadığını, Seyitgazi'nin o dönemde 76 köyü olduğunu, bir nahiye merkezi
olan kasabada ise 150 ev ile bir cami, hamam ve küçük bir çarşının
bulunduğunu bildirmektedir. Evliya şimdilerde olmayan ikinci bir handan da
söz etmektedir. Orayı şu sözlerle anlatır: Derenin aşağı kısmında özel
çatısı olan büyük bir han vardır. Bağdat fatihi IV. Murat'ın silahdaşı ve
arkadaşı Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Tahminimize göre daha
sonraki yıllarda yangınlar, hastalıklar şehrin kaderi haline elmiş ve en
azından Seyitgazi ikinci bir kez hızla yüksek ko-numundan aşağılara
kaymıştır.” 1800 yılında Seyitgazi'ye gelen Leakeki (ondan önce de 1736'da
Otter gelmiştir) kitabının 21. sayfasında şöyle yazmaktadır. "Seyitgazi
yoksul ve köhne bir köydür. Ama yine de Türk tarihi süreci de dahil önceki
dönemlerde önemli bir yer olmanın özelliklerini taşımaktadır." 11/12 Eylül
1813 tarihinde buradan geçen Kinneir de aynı yargıya varmaktadır.4 1893
yılında Seyitgazi'ye gelen Radet de kasabadaki kervansarayın kalıntılarına bakarak buranın Selçuklular döneminde büyük ve bayındır bir yer
olduğunu düşünür ve Seyitgazi'nin 300 evlik harap biryer olduğunu belirterek
"Burası Allah'ın gazabına uğramış bir yer" diye yazar. Cuinet de 19.yüzyılın
sonlarında "Seyitgazi Eskişehir kazasının tek nahiyesidir" der.5 İlk
belediye örgütü ise 1917'de kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı'na özel taburu ile
katılan Seyitgazi, Yunan işgalinde kısmî hasar görmüştür. 1 Eylül 1922'de
Türk ordusunun gelişiyle acılı günler sona ermiş, Seyitgazi de Cumhuriyet
Türkiye'sine ilçe merkezi olarak katılmıştır.
|